Gerçek Gazetecilik

Prof. Dr. Asaf Varol

Siirt’te göreve başlayalı dört ay oldu. Geldiğim günden beri Üniversitemizin kuruluş çalışmaları için akademik ve idari personel ile birlikte yoğun bir biçimde çalışıyoruz. Çalışmalarımızı kamuoyu yakından takip ediyor. Farkı görmek isteyenler yeni kurulan son 17 üniversitedeki değişimleri araştırmalarını tavsiye ediyoruz. Ön yargılı davranmayan her birey, Siirt Üniversitesi’ndeki hızlı gelişmeleri onaylayacaktır.

Siirt kamuoyundan büyük destek görüyoruz. Bu destek bizim için çok önemlidir. Zira kamuoyu arkamızda olduğu sürece, başarılmayacak iş yoktur diye düşünüyorum. Aynı desteği basın mensuplarının büyük bir bölümünden de görüyoruz. Ancak biri hariç! Siirt’te haftalık yayınlanan bir gazetemiz, sayfaları büyük resimlerle ve büyük puntolu yazılarla ancak doldurabildiği gazetesine, Üniversitemiz sayesinde artık yeni konular bulabilecek (!). Üniversite hakkında asılsız haberler yazıp kendince ortalığı karıştırmaya çalışıyor.

Çok iyi niyetlerle başlattığımız El Sanatları Merkez çalışmalarını bu gazetemiz küçümsedi. Bize battaniye standartlarını öğretmeye kalktı. Oysa biz bu merkezi daha kurmadan, bu durumların hepsini araştırmıştık ve standartlara uygun imalata başlamıştık. Bu konuda hazırladığımız ve YÖK’e gönderdiğimiz raporun bir kopyası elimizde. Lütfedip gelip incelerlerse, bize nasıl haksızlık yaptığını kendisi görecektir. “Amaç üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek” olunca, yaz yazabildiğin kadar asılsız haberleri! Nasıl olsa gazete elinde. Karşıdaki cevap hakkını kullanıncaya kadar olay güncelliğini yitirir ve yaptığı yanına kâr kalır!

Bizler haksızlıklar karşısında suskun kalmayacağız. Bize kasıtlı ve bilerek hakaret edenlerin karşısında Basın Kanununun bizlere tanıdığı tüm haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Hakaretlere uğradığımızda tazminat davaları açacağız. Bu gelişmeleri herkes görecek!

Siirt’te haftalık yayımlanan bu gazetede“Bu Gazete Basın Meslek İlkelerine Uymaya Söz Vermiştir” cümlesi yer almasına karşın bu ilkenin çiğnendiğini, üzülerek müşaade etmekteyiz. Madem basın meslek ilkelerine bağlı iseniz, neden gönderilen tekzip yazısını yayımlamıyorsunuz? Ama unutmayın ki bu keyfi davranışınızı mahkeme kararları ile göndereceğimiz tekzip yazıları sayesinde kıracağız ve tekzipleri yayınlamak zorunda kalacaksınız! Sık sık tekzip yayınlamak bir gazetenin tutarsızlığının göstergesidir. Yurtdışı ülkelerde çok fazla sayıda tekzip yayınlamak zorunda kalan gazetelerin kredileri düşürülür ve tekzip yayınlamak gazetenin ayıbı olarak yorumlanır.

Üniversitemizde olay çıkaran ve huzuru kaçıran öğrencilerimize soruşturma açmadan önce lider konumundaki bazılarını çağırıp yaptıklarının yanlışlıklarını anlatmaya çalıştık. Bazılarının aileleri ile görüştük. Kimlerle görüştüğümüzü her zaman ispatlayabiliriz. Buna rağmen olay çıkartan ve ortamı bulandıran bazı öğrencilere yasal cezalar verince, bu gazetemiz bizi şefkatsizlikle suçladı! Daha ne yapmamızı bekliyorsunuz. Kantini işgal edip slogan atmaları karşısında, olayları görmezden gelip diğer öğrencilerimizin hürriyetlerini kısıtlamalarına meydan mı vermeliydik?

Geldiğim günden beri sınıf bazında öğrencilerini toplayıp, dertlerini dinleyip problemlerine çözüm aradığımı sağır sultan bile duydu. Öğrencilerin isteklerini bir bir yerine getiriyoruz. Lütfedin Üniversitemize gelin de öğrencilerin isteklerini yerine getirmek için neler yaptığımızı yerinde görün. Ama siz bunları duymak veya görmek istemediğiniz için bu faaliyetlerimizle ilgilenmiyorsunuz. Bir araştırın, acaba Türkiye’de kaç rektör yardımcısı öğrencileri ile yüz yüze görüşerek sorunlarını dinliyor!

Sizler meslek gereği gittiğiniz her yerde haber yapmak için malzeme toplarken Üniversiteye ve öğrencilere yaklaşımınız da sadece habercilik anlamında olabilir. Bizler öğrencilerimize öncelikle sıcak aile ortamı yaratarak eğitimci vasfımızla yaklaşıp onları kazanma yolunda çalışmalar yapmaktayız. Görevimizin bilincinde olduğumuzdan kuşkumuz yoktur. Dışarıdan gelecek sadece yapıcı önerilere de her zaman açık olduğumuzu belirtirim.

İlkeli gazetecilik yapmak basında bir ayrıcalıktır. O mertebeye ulaşmak, erdemlilik gerektirir. Her gazeteci bu ağır yükü kaldıramaz, hatta bir kısmı sıcak bir havada buzun erimesi misali kaybolup gider ya da kendi kendine yazıp çizen, okuyucu kitlesi yok denecek kadar az olan bir gazete oluverir.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

İlkesiz Gazetecilik

Prof. Dr. Asaf Varol

Türkiye’de yerel ve yaygın bazda yazılı ve görsel birçok medya kuruluşu bulunmaktadır. Toplumun haber alma haklarını yerine getirmede basına çok büyük görevler düşmektedir. “Dördüncü kuvvet medya” diye de adlandırılan basının gücü o kadar etkili ki, asılsız bir haber yayınlanması sonucu büyük olayların meydana gelmesine neden olabileceği gibi, tam aksine olumsuz olaylara karşı göstereceği yatıştırıcı ve uzlaşmacı yaklaşımıyla, büyük toplumsal olayların çıkmasını da önleyebilir.

Ülkemizde görsel medyanın yaygınlaşmaya başladığı yıl 1991’den sonradır. O dönemdeki basın mevzuatının yetersizliği nedeniyle, yayın yapan birçok radyo ve televizyon şirketi suç unsuru taşıyan yayınlar yapmıştır. 1994 Nisanı’nda 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun’un devreye girmesi ile yayıncılıktaki başı boşluluk giderilmitşir.

Üzülerek belirtmek gerekir ki basın ve yayıncılık adına ilkesiz birçok davranış sergilenebilmektedir. Örneğin bir fotoğraf makinesi eline alan ve adam yokluğundan hasbel kader bir köşe kapan tabansız yazarlar, “Güç bende” misali etrafındakilere hakaret edebilmekte, araştırmacı gazeteci özelliklerini özümsemeden sadece kulaktan dolma ya da dedikodu mahiyetindeki duyumlara itibar edebilmekte ve olayı gazete, radyo ya da televizyonda yayımlayabilmektedir.
Haklarında asılsız yazı yayınlanan bireyler ise 5187 sayılı Basın Kanununu bilmedikleri ya da memur oldukları için amirlerinden izin alma zorunluluğu nedeniyle, düzeltme ve cevap hakklarını kullanamamaktadır. Yaptıkları yanlarına kâr kaldığı için yayıncı kuruluş ise, kalemlerini tehdit unsuru olarak kullanabilmektedir.

5187 sayılı Basın Kanunu ve 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun; bireylerin kişilik haklarına tecavüz karşısında önemli cezai hükümler içermektedir. Suçun kesinleşmesi halinde de yüklü tazminat talep edilebilmektedir. Kalemlerini silah gibi tehdit unsuru olarak kullananlara karşı bireyler, savunma haklarını kullanmak için söz konusu bu kanunları dikkatlice okumalarını tavsiye ediyorum.

Üzülerek belirtmek gerekir ki Basın Kanunundan bihaber ve sözüm ona duayen geçinen bazı gazete sahipleri ya da muhabirleri; kalemlerini tehdit amaçlı ya da birilerini hedef olarak gösterebilnmektedirler. Bu gazeteciler sözüm ona ilkeli gazetecilik yaptıklarını zannediyorlar (!). Oysa önce gazetelerinde yazdıkları haberleri dikkatlice okumalarını tavsiye ediyorum. Bazıları Türkçe’yi bilmedikleri gibi, gazetenin tarihini dahi yanlış yazabiliyorlar (!).

Kamuoyu olarak bu guruba giren ve amaçları fesatlık ve de dedikodu yapmayı geçmeyen medya gruplarına karşı düzgün bir duruş sergilememiz gerekir. Gazetelerinde kalemlerini tehdit unsuru olarak kullanmak isteyenlere, yasal yollardan müdahale edebilme cesaretini göstermeliyiz. Kişisel haklarımıza hakaret edenlerin karşısında suskun kalmamalıyız.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Genç İletişimciler Ödül Töreni

Prof. Dr. Asaf Varol

12 Aralık 2007 günü İstanbul’da Hilton Otelinde Aydın Doğan Vakfı Genç İletişimciler Ödül törenine katılmıştım. Her yıl Aydın Doğan Vakfı (ADV) tarafından genç iletişimciler için yarışmalar düzenlenmekte ve layık görülen eser sahiplerine çeşitli ödüller verilmektedir. Ödül alan iletişim fakültelerinin dekanları da bu toplantıya davet edilerek, kendilerine teşekkür plaketleri verilmektedir. İletişim ödülleri alanında en kapsamlı bir etkinlik olup, bu ödülü alabilmek, ayrıcalıklı durum olarak değerlendirilebilmektedir.

Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, Vali Muammer Güler, Doğan Medya Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan, Doğan Medya grubunda çalışanların önde gelen bazı spikerleri, program yapımcıları (Uğur Dündar, Mehmet Ali Birand vb), rektörler, bazı iletişim fakültesi dekanları, kalabalık bir bürokrat grubu ve öğrenciler, ödül töreninde hazır bulunuyorlardı.

Bazı iletişim fakülteleri öğrencileri farklı kategorilerde ödüller alırken, birkaç iletişim fakültemizin yarışmaya katılmamış olmaları ya da gönderdikleri eserlerin ödüle layık görülmemesi, içimin burkulmasına neden oldu. Aslında bu durum kanımca yarışmaya katılmayan fakültelerin yöneticilerinden kaynaklanmıştır. Çünkü öğrencilerini bu tür yarışmalara yönlendirmeyen ve ısrarla teşvik yapmayan yöneticiler, elbetteki ödül alamayacak ve dolayısıyla kamuoyu varlıklarından bile haberdar olmayacaklardır. Kuruluşları çok yeni olmasına karşın bazı iletişim fakültelerinin birden fazla ödül almaları dikkatimi çekti. Demek ki bu fakültelerin yöneticileri işi biliyor ve yönlendirme yapmada başarılılar.

Fırat Üniversitesi bünyesinde 1991’li yıllarda FIRAT TV’yi kurmak bana nasip olmuştu. Bu televizyon birimi, ilk yerel üniversite televizyonu idi. Bu payenin mensubu bulunduğum üniversiteye ait olmasının haklı gururunu yaşıyorum. Üniversitelerin iletişim fakültelerinin radyo ve televizyon bölümlerinin yayın yapabilmeleri için dönemin iletişim fakülteleri dekanları olarak çok büyük mücadeleler vermiştik. 7 yıl süre ile verdiğimiz çabalar sonrasında 3984 sayılı kanunu değiştirebilmiş ve iletişim fakültelerinin yerel radyo ve televizyon birimleri kurmalarını sağlamıştık.

Bu günlerde üniversitelerin iletişim fakültelerinin radyo ve televizyon yayını yapabilmelerini engellemek için birileri kanunu yeniden değiştirmeye çalışıyor! Bunun mücadelesini verenlerin neden rahatsız olduklarına anlam vermek mümkün değil. Bildiğim kadarıyla şu anda yayın yapan hiçbir üniversite televizyonu ya da radyosu para karşılığı reklam almamaktadır, sadece çarkın döndürülebilmesi için zaman zaman sponsor bulmaya çalışmaktadır. Bu kanunu değiştirmek isteyenler eğer sağduyulu davranıp da gerçekleri araştırmış olsalar, rant hesaplarının döndüğünü çok kolay bir biçimde anlayabilirler.

Ünivesitelerin iletişim fakültelerinin radyo-televizyon bölümlerinin yayın yapmaları kadar doğal bir olay olamaz. Bu üniversitelerimizin bazıları, sistemlerini kullanarak uzaktan eğitim çalışmalarını sürdürmektedir. Uzaktan öğretim, çağımızın modern bir eğitim aracıdır ve kullanılmaladır. İleriyi görmeyen ya da bilerek üniversitelerin yayın organlarını susturmak isteyenler ise bu mücadelelerinin bazı rant çevrelerine hizmet etmekten başka bir fayda sağlamayacağını ve dolaylı da olsa eğitimi engellediklerinin bilincinde olmalarını dilerim.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Puan Çelişkileri

Prof. Dr. Asaf Varol

Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kırgızistan’da eğitim ve öğretimlerini sürdüren toplam 30 İletişim Fakültesi bulunmaktadır. Bu iletişim fakültelerinde yer alan bazı bölümlerin benzerleri, Üniversitelerin İşletme ve Ekonomi Fakülteleri, Güzel Sanatlar Fakülteleri, Sanat ve Tasarım Fakülteleri bünyesinde de yer almaktadır.

İletişim fakültelerinin sorunlarına çözüm bulmak, gelişen teknolojik unsurlar bağlamında iletişim fakültelerinin müfredatlarını güncellemek, ortak bir platformla güç birliği sağlamak, bu fakülteler arasında akademik ve sosyal işbirliği tesis etmek, 1991 yılında özel bir televizyon şirketinin uydu üzerinden yayınlarını başlatmasıyla, yerel ve ulusal bağlamda özel radyo ve televizyonların yarattığı kaotik ortamın giderilmesine çözümler üretmek için iletişim fakülteleri dekanları; ilk olarak 1999 yılı sonunda bir araya gelmişlerdir. İletişim Fakülteleri Dekanları toplantıları rutin bir biçimde sürdürülmüş ve XV. İletişim Fakülteleri Dekanları toplantısı 14-18 Mayıs 2007 tarihleri arasında Bişkek’te (Kırgızistan) yapılacaktır.

Dekanlar arasında oluşturulan bu güç birliği sayesinde “3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun”un bazı maddelerinin değiştirilmesi sağlanmış ve 24. maddesine konulan “……radyo-televizyon bölümleri bulunan iletişim fakültelerine yerel bazda frekanslar ve kanallar ücretsiz olarak tahsis edilir.” hükmü ile o güne kadar yasal olmadan yayınlarını sürdüren ve yayın hayatına 1992 yılında başlayan ilk yerel üniversite televizyonu olan FIRAT TV ile yayınlarına 1998 yılında başlayan Selçuk Üniversitesi yerel televizyonunun yasallaşması sağlanmıştır. Bu değişiklik ile birlikte üniversitelerde iletişim fakültelerinin hızla çoğaldığı görülür.

Üniversite bünyelerinde yayın yapan televizyon ve radyo sistemlerinin, üniversite faaliyetlerinin topluma aktarılması, eğitim amaçlı yayınların yapılması, bu sistemlerinin uzaktan eğitim amaçlı kullanılabilmesi, üniversitenin halka açılan penceresi olarak görev üstelenen unsurlarını kullanmak isteyen üniversiteler, peş peşe iletişim fakültesi açmaya başlamışlardır. Özelikle vakıf üniversiteleri, kuruluşu aşamasında fazla maddi bir donanım gerektirmeyen Halkla İlişikler, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Görsel İletişim Tasarımı, Halkla İlişkiler ve Reklamcılık vb isimler altında bölümler tesis ettikleri görülmektedir.

İletişim fakülte sayıları son yıllarda hızla artmıştır. Bu artışın nedenlerinin başında halkla ilişkiler ve benzeri bölümlerin büyük alt yapı masrafı gerektirmemesi nedeniyle vakıf üniversitelerince cazip görülmesidir. “3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun”un iletişim fakültelerine yerel bazda frekanslar ve kanalları ücretsiz olarak tahsis edilebilmesi ve iletişim fakültelerinin üniversitelerin halka açılan vitrini olarak algılanması; üniversitelerin radyo ve televizyon yayınları yapabilmek için bünyelerinde iletişim fakültesi kurmasını ivmelendirmiştir. Mart 2007 ayı sonunda Yükseköğretim Kurulu hukuk, eğitim ve iletişim fakülte sayılarını dondurma kararı almıştır. Bu kararın sürdürülebilmesi amacıyla İletişim Fakülteleri Dekanları Yürütme Kurulu, bu kararın uygulanabilirliğini takip etmelidir.

İletişim fakültelerine öğrenci seçiminde uygulanan puan türü (SÖZ-2), çağın teknolojik gelişmelerinin oluşturduğu iletişim platformuna uygun değildir. İletişim fakülteleri içerisinde yer alan Halkla İlişkiler ve Tanıtım, Radyo Televizyon ve Sinema, Gazetecilik vb bölümlerinin puan türü EA-2’ye dönüştürülmelidir.

İletişim fakülteleri bünyesinde yer alan Görsel İletişim Tasarımı Bölümüne girebilmek için özel yetenek sınavı yapılmaktadır. Bu uygulama yerindedir. Ancak, müracaat edecek öğrencilerin ÖSS’nin herhangi bir puan türünde 160’ın üzerinde puan almış olması yerine, bu seçimin EA puan türü olarak değiştirilmesi, kaliteyi artıracaktır.

Ülkemizde iletişim fakülteleri bünyesinde henüz on-line yada uzaktan eğitim yapılmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde iletişim fakülteleri bünyesinde çok farklı yöntemlerle uzaktan eğitim uygulandığı bilinmektedir. Yeni açılan fakültelerde öğretim elemanı eksikliğinin giderilmesi amacıyla, ikili yada çoklu fakülteler arasında uzaktan eğitim başlatılmalıdır.

Atatürk, Cumhuriyet, Erciyes, Fırat, Gazi Osman Paşa, İnönü, Kafkas, Karadeniz Teknik ve Yüzüncü Yıl Üniversiteleri arasında oluşturulan ÜNİP Üniversiteleri, lisansüstü programlarını değerlendirerek karşılıklı yüksek lisans ve doktora programları açabilir. Öğretim elemanı yetiştirmek için bu fırsat kaçırılmamalıdır.

Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik 22 Şubat 2007 tarihli 26442 sayılı Resmi Gazete yayımlanmıştır. Bu yönetmeliğin amacı; Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının aralarında işbirliği tesis ederek lisansüstü programlarında yürütecekleri ortak eğitim ve öğretim programlarının işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemek, Türkiye’deki yükseköğretim kurumları birlikte yürütmek üzere yüksek lisans veya doktora düzeyinde ortak programlar tesis etmektir. Bu programlar, iki kurum arasındaki akademik işbirliğini ve etkileşimi sağlamak, güçlü taraflarını bir araya getirerek zenginleştirmek ve ortak programa katılan öğrencilerin en üstün akademik standartlarda eğitim ve öğretim almalarına imkan vermeyi hedefler. Bu kapsamda iletişim fakülteleri arasında ikili protokoller vakit geçirilmeksizin imzalanarak, uygulanmaya geçilmelidir.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Kırgızistan – Kazakistan İzlenimlerim

Prof. Dr. Asaf Varol

1999 yılından buyana iletişim fakülteleri dekanları düzenli bir şekilde toplantılar yaparak, iletişim fakültelerinin sorunlarını çözmek için bir araya gelmektedirler. Başlangıçta bir yıl içerisinde 2-3 toplantı gerçekleştiren dekanlar, son yıllarda bu toplantıların sayısını yılda bire düşürdüler. İletişim fakülteleri dekanları kendi aralarında 5 kişiden oluşan bir yürütme kurulu oluşturarak, çalışmaların daha koordineli ve hızlı yürütülmesini amaçlamışlardır. 2000-2004 yılları arasında Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanlığı görevini sürdürmüştüm. O dönemlerde dekanlar olarak çok güzel çalışmalara birlikte imza atmıştık. Beş kişiden oluşan İletişim Fakülteleri Dekanları Yürütme Kurulunun daimi seçilmiş üyesi kimliğimle, 12-20 Mayıs 2007 tarihleri arasında İletişim Fakülteleri Dekanları toplantısı nedeniyle Kırgızistan’a ve Kazakistan’a gitmiştim. Bu ülkeleri ilk defa ziyaret ediyordum. Atalarımızın göç ettiği bu toprakları göreceğim için de çok heyecanlı idim.

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde düzenlenen toplantıya, YÖK Başkanı Prof. Dr. İsa Eşme ve ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ı da Yürütme Kurulu olarak davet etmiştik. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetlerindeki üniversitelerin iletişim fakülteleri dekanları, 15. toplantılarını gerçekleştirmek ve iletişim fakültelerinin sorunlarına çözüm bulmak için çok verimli görüşmeleri gerçekleştirdiler.

Kırgızistan’ın tahminen yüzde 60’ı Kırgız, yüzde 30’u Rus ve yüzde 10’nu da diğer ülkelerin vatandaşından oluştuğunu öğrendik. Halkın geliri bizlere göre çok düşük. Örneğin Manas Üniversitesi’nde bir Kırgız Araştırma Görevlisinin aylığı tahminen 175 dolar civarında. Benzin çok ucuz. Litresi 1 YTL’nin alında. Ülke tam bir rüşvet cenneti. Trafik polisleri, trafiği kontrol amacıyla değil, gelir elde etmek için kontrollere çıktıkları kanısındayım. Çünkü bir dostumuzun arabası ile iki defa şehir merkezine indiğimizde, her ikisinde de trafik polisi tarafından durdurulmuştuk. Arabadan inip polislerin yanına giden dostumuz, gereğini yaptıktan sonra yolumuza devam edebilmiştik. Bir gün sonra aynı senaryo tekrarlandı. Sahne aynı idi, ancak oyuncular değişmişti.

Bir iletişim fakültesi dekanı, Taşkent üzerinden Bişkek’e gelmişti. Ancak yolculuğu kendisine zehir olmuştu. Çünkü Bişkek’te gümrüğe girdiğinde pasaportta bıyıklı fotoğrafı varken, bıyıklarını kestiği için Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e gerisin geriye gönderilmişti. Epeyce bir diplomasi çarkı sonrasında ancak 1,5 gün sonra Bişkek’ gelebilmişti. Emdiği süt burnundan getirilmişti. Adalet Bakanı dahi devreye girmişti. Her gören “Pasaportun arasına bir 20 dolar koysaydın, bunlar başına gelmezdi?” fikrinde birleştiğine göre, rüşvetin boyutunu siz artık kendiniz düşünün.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılmasından sonra Türk Cumhuriyetleri içerisinde en yavaş gelişen ülkesinin Kırgızistan olduğu söyleniyor. Başkent Bişkek’in yollarının birçoğu 1991’li yıllardan kalma. Yolların genişliği ve biri birini 90 derece kesecek şekilde planlanmış olması, Bişkek’e nefes aldırıyor. Ülke içinde kendimi Almancı gibi hissettim. Çünkü Türkiye ile kıyaslandığında, bizler için çok ucuz bir ülke. Öğretmenlerin 50 doların altında maaşlarının olduğunu düşününce, şaşırabilirsiniz. 50 dolarla elbette geçim zor ama, Kırgızlar mucizevi bir biçimde geçinebiliyorlar (!).

Halkın büyük bir bölümü yoksulluk içinde çırpınıyor. Memurların çok az maaşla nasıl geçindiklerinin doğru cevabı, rüşvet oluyor. Kırgızistan’da rüşvet ayıp sayılmıyor. Hatta rüşvet almayanlar beceriksiz olarak nitelendiriliyormuş. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin dağılması ile birlikte Kırgızistan’ın ekonomisi geriye gidiyormuş. Yol boyunca dinlenme yerlerindeki tuvaletler pislikten geçilmiyor. Bel seviyesi yüksekliğindeki tuğla duvarlarla tuvaletler göz göz yapılmış ve kapıları yok.

Türkiye’nin Bişkek’te Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi adıyla bir üniversite kurmasını ve maddi olarak bu üniversitenin tüm giderlerini karşılamasını, olumlu buluyorum. Çünkü komşu ülkeler bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olma yarışındalar ve bu amaçla eğitim kurumları açmaktadırlar. Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde okuyan öğrenciler dört dil öğreniyor. Mezun bir öğrenci Rusça, Kırgızca, Türkçe ve İngilizce dillerine vakıf olarak mezun oluyor. Üniversitede yeterli öğretim elemanı bulunmamaktadır. Genelde Türkiye’den 1-2 yıllığına giden hocalarla dersler yürütülmektedir. Diğer bir yöntem ise uzaktan eğitim ile ODTÜ’den bazı derslerin on-line verilmesidir. Bilgisayar mühendisliği öğrencileri, akıllı sınıflar aracılığı ile ODTÜ hocalarından ders almaktadır.

Beni en çok mutlu eden diğer bir konu ise Elazığ’ımızın mahalli müziğinin Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinde yaşatılmasıdır. Tabi bunun gerçekleşmesinde en büyük katkı Elazığlı bir öğretim elemanının gayretidir. Çayda çıra ve Anadolu’nun farklı bölgelerinden halk oyunları, başarı ile Kırgızistan’da sunulmaktadır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hegemonyası altında geçen süre içerisinde Kırgızlar sanata ve müziğe aşırı bir ilgi gösterdikleri anlaşılmaktadır. Ressamlar el emeği ürünlerini çok ucuz fiyatlarla pazarlarda sergilemektedir. Diğer taraftan ağırlama törenlerinde piyano, keman ve viyolonsel müzik aletleri kullanılarak klasik batı müziği türü eserlerin sunulması, Rusya döneminin izlerini sürdürmektedir.

Kırgızistan’da Tanrı dağları eteğinde Issık Gölü diye bir göl var. Dünyanın sayılı büyük göllerinden biridir. Bu göl Elazığ’daki Hazar Gölü benzeridir. Krater Issık Gölü Kırgızistan’ın sayfiye yerlerinden biridir. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Rus üst düzey bürokratları bu göle gelip dinlenirlermiş. Hala önemli bir turizm merkezidir.

Issık gölünde bir taraftan modern sayfiye yerleri varken, hemen yanı başında Kırgız gençleri geleneksel oyunlarını sürdürmeye devam ediyorlar. Türk tarihinde at önemli bir hayvandır. Kırgızistan’da da at hala en önemli bir hayvan olmaya devam etmektedir. At sütünden yapılan kımız, önemli bir içkileridir. Hala geleneksel at oyunları süregelmektedir. Kırgızistan’ın başkenti Bişkek ile Kazakistan’ın eski başkenti Almata (Alma Ata), biri birlerine yakın iki ayrı ülke şehri. Almata’yı görmeden dönmek olamazdı. Kırgızistan-Kazakistan sınırından geçerken, iki ülke arasındaki ekonomik farkı hemen hissedebiliyorsunuz. Bu farkın ilk göstergesi, yollarıdır. Kırgızistan’da otomobillerin büyük bir çoğunluğu yürüyen kaporta görünümündedir. Bizim eski Murat 124 benzeri bir çok otomobili sokaklarda görebilirsiniz. Yol ortasında duran veya itilen araç manzaraları ile sıkça karşılaşabiliyorsunuz. Oysa Kazakistan’da durum çok farklı. Lüks araçların çoğunlukta olması ve modern yolları, Kazakistan’ın zengin bir ülke olduğunu göstermeye yetiyor.

Almata çok kalabalık bir şehir. Trafik açısından İstanbul’u çağrıştırıyor. Araç trafiği, yolları tıkıyor. Sokaklarda insanlar adeta koşuşturuyor. Nursultan Nazarbayev ülkenin gelişmesi için çok büyük çalışmalar içerisine girmiş. Kazakistan, 2030 yılında en gelişmiş ülke olmayı hedeflemiş. Ülkenin ekonomik potansiyeli de bu hedefin yakalanabileceğine işaret ediyor. Zengin doğalgaz ve petrol yataklarına sahip olan Kazakistan, uranyum potansiyeli açısından da şanslı bir ülke.

Almata’ya gidenler, teleferikle Gök Tepe’ye de çıkarılırlar. Gök Tepe’de Almata’yı yukarıdan seyretme imkanına sahipsiniz. Bir an için kendinizi Harput’ta Balakgazi heykeli önünde zannediyorsunuz. Gök Tepe’de bir Kazak dedeye rastlamıştık. Yöresel kıyafeti içerisinde her isteyenle fotoğraf çektirmesi dikkatimi çekmişti. Bizlerin Türkiye’den geldiğini duyunca, heyecanlandığını gözlerinden fark edebilirdiniz. Kazak dede, atalarımızı çağrıştırmıştı.

Kırgızistan ve Kazakistan’da süper marketleri işletenlerin önemli bir bölümü Türkiye’den giden işadamları. Bir süre önce Kazakistan’da Türkiye’den giden işçilerimizin feci şekilde dövüldüklerini hatırlıyoruz. Ekonomik pastanın paylaşımı nedeniyle bize karşı bir husumetleri var. Üzülerek belirtmek gerekir ki kökenimiz aynı olsa da pek sevildiğimizi söyleyemeyiz. Bunun nedenini çok iyi analiz etmek gerekir. Ancak gerek Kırgızistan ve gerekse Kazakistan’da ticaret ve müteahhitlik yapan iş adamlarımızın kabahati var gibi geliyor bana.

Bu ülkeleri görünce Türkiye’yi daha da sever oldum. Atalarımız ne iyi yapmış da oralardan göç edip gelmişler Anadolu’ya! Zaten tarihte göçlerle birlikte medeniyet de gelişmemiş midir? Amerika’yı Amerika yapan göç ederek o ülkeye yerleşenler değil midir?

Kırgızistan’ın Türkiye’ye aşırı derecede desteğe ihtiyacı var. Türkiye, aynı kanı taşıyan Kırgızlara sahip çıkmalı. Bu nedenle oralara gidip hizmet vermeyi, kutsal bir görevdir diye yorumluyorum. Türkiye, Orta Asya’da yer alan Türk Cumhuriyetleri ile işbirliğini artırıcı yöntemler bulmak zorundadır.

Aynı köke sahip bu ülkeler arasında güç birliği oluşturma bağlamında bir köprü kurabilmenin en önemli unsuru, dil birliğinin sağlanmasıyla gerçekleşebilir. Maalesef dilimizde olan değişmeler yüzünden biri birimizi anlayamıyoruz. Şayet Türk Cumhuriyetleri arasında ilerde bir dil birliği sağlanabilirse, eminim ki bunun ardından güçlü bir Türk Cumhuriyetleri Birliği de oluşturulabilir.

Son dönemlerde terör hareketleri yoğunlaştı. Bu hareketlerin arkasında süper gücün ve Avrupa ülkelerinin olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Aklımız başımıza almalı ve bu topraklarda yaşayan halklar olarak, paylaşımlı ve kardeşçe yaşamayı mutlaka öğrenmeliyiz. Anadolu’da tarih boyunca farklı toplumlarla bir arada yaşamayı başarmış bir geçmişe sahibiz. Biz Türkler kardeşlikten ve dostça yaşamadan yanayız. Paylaşamadığımız bir şey olamaz. Bu topraklar hepimizindir. Geçmişte Çanakkale’de nasıl düşmanlara karşı savaşarak ülkemizi savunduysak, gene şer güçlerin ülkemizi bölmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Kırgızistan’ı görürseniz, Türkiye’nin kıymetini daha da iyi anlarsınız. O zaman da dış mihrakların oyununa gelip kardeş kanı dökmenin yanlışlığını görürsünüz. El ele bu ülkenin kalkınması için mücadele etmeliyiz.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ