Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyetinin Gövde Gösterisi

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr
avarol@elaziz.net

1 Haziran 2001 günü Halk Eğitim Salonunda önemli bir etkinlik yaşanıyordu. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti 2000 yılı medyanın başarılı bazı temsilcilerine ödül veriyordu. Ulusal düzeydeki yazılı ve görsel medyadan Jülide Ateş, Yavuz Donat, Osman Arolat, Mehmet Soysal, Zülfikar Doğan, Haluk Örgün, Tuncay Yıldırım, Nuriye Kahyaoğlu, Rahim Er, Mevlüt Germiyanoğlu ve Fatih Kısaparmak ödüle layık görülmüştü.

Törenin yapıldığı ortam bu törene uygun değildi. Protokolle gelen milletvekilleri Prof. Dr. Mustafa Gül, Mehmet Ağar, Ahmet Cemil Tunç ve diğerleri için yer rezervasyonu dahi yapılmamıştı. Hatta Prof. Dr. Mustafa Gül bir ara kendisine yer ayrılmadığını fark ettiğinde, tören öncesi ayrılmayı dahi düşündü.

Salonun sahnesindeki siyah perdeler tozdan beyazlaşmış bir halde idi. Herhalde perdeleri yıkayacak adam yok! Ayrıca muşamba koltuklar, terlemeye sebebiyet verdiği için pantolonların altlarının ıslanmış görüntüsü vermesine dahi neden oluyordu. Elazığ ne zaman doğru dürüst bir kültür merkezine sahip olacak diye merak ediyorum. Fırat Üniversitesinin bir iki salonu dışında, Elazığ’da bu tür toplantılara mekan bulmak mümkün olamıyor.

Yerel ve bölgesel medyaya da ödüller verildi. Haber alanında Günışığı Gazetesi’nden Mehtap Şamat ve TRT GAP Günışığı Programı ödül alıyordu. Görüntü ve resim alanında ise Salim Kurtoğlu, Mustafa Balaban ve Vedat Varol ödüle layık görülüyordu. Diğer ödül alan bazı yerel medya mensupları arasında Murat Kuşçubaşı, Yücel Çakmak, Mehmet Faik Güngör, H. Gazi Orhan, Vehbi Çoşkun, Serpil Arslan, Ahmet Taşel, Fikriye Susam, Metehan Adıgüzel ödül alanlardı. Hizmet ödülleri de Elazığ ilini yöneticilerine veriliyordu.

Bu tür etkinliklerin ilimize bir canlılık getirdiği muhakkak. Ulusal basın kendi mensuplarına verilen ödülleri görüntülemek için ister istemez ödül törenine katılıyorlar. Ulusal medya bu yöntemle Elazığ’ımızı epeyce tanıtmış oldular.

Elazığ’ın medyada tanıtılması güzel bir olay. Ancak bu tanıtımların mükafatlarını da almak gerekir. Yani bu tür tanıtımlar yatırıma dönüşmeli, ileride gelir sağlayacak imkanları yaratmalıdır. Eğer bu gerçekleşmiyorsa, ilin tanıtılması sadece bilmeyenler için bilgiden ileriye geçemeyebilir.

Elazığ’da ekonomik kurultayın yapıldığı hafta içerisinde İzmir’de DPT tarafından İktisat Kongresi yapılacaktı. Bu kongrenin ertelenmesi, Elazığ Birinci Ekonomik Kurultayını daha da cazip hale getirdi. Ulusal basın olayı televizyonlardan verince, Elazığ dikkatlerini üzerine çekti. Ancak bu kurultayda ele alınan konulara işlerlik kazandırmak için her Elazığ’da yaşayan ve Elazığ’ın nimetlerinden faydalanan bireylerin birlikte kalkınma mücadelesi vermesini beklemekteyiz.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

İkinci İletişim Kongresi

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr
avarol@elaziz.net

23-25 Mayıs 2001 tarihleri arasında İstanbul’da İkinci İletişim Kongresi yapıldı. Bu kongre Aria sponsorluğunda gerçekleştirildi ve Türkiye’de İletişim Fakültesi bulunan üniversitelerden öğretim elemanlarının katılması yanında, medyadan tanınmış kişilerle daha da renklendi.

Bir tarafta bilim adamları diğer tarafta ise örneğin sinema ve televizyonlardan tanınmış isimlerin konuşmacı olarak toplantılara katılmaları ve görüşlerini tüm çıplaklıkları ile ortaya koymaları, bu kongreyi daha da ilginç kıldı. İletişim teknolojilerindeki yeni gelişmeler ile ilgili üç ayrı oturum düzenlenirken, sinema, diziler, iletişim etiği, iletişim hukuku alanlarında da uzmanlar görüşlerini açıkladılar. Üç gün süren toplantıda birinci gün tüm oturumlar tek salonda yapılırken, ikinci ve üçüncü günlerde oturumların ayrı salonlarda yapılması, katılımcıların tüm konuşmaları dinlemelerine engel teşkil ediyordu.

Paralel oturumların diğer bir dezavantajı ise bazı salonlarda sinema, görsel ve işitsel medyanın şöhretlerinin yer almış olması, diğer salonlara olan ilgiyi azaltıyordu. Reha Muhtar, Savaş Ay, Nilüfer Koçyiğit, Cem Davran, Berna Laçin, Gülgün Feyman, Sulhi Dölek gibi şöhretlerin bulunduğu salonlarda seyirci rekorları kırdı. Diğer bir salonda İletişim etiği konusunda konuşma yapan bilim adamına kim rağbet eder ki!

Televolleşen medyayı seyretme rekorları kırarak kendimiz yarattık. O nedenle de yakınmamıza hakkımız yok. Ünlenen sanatçılar, sunucular ve oyuncular da reyting ve işlerini koruma uğuruna, bu akıntıya kapılıp gittiklerini itiraf ettiler.

Konuşmalarda ortaya çıkan bir gerçek, eğitim ile uygulamanın uyuşmadığı birçok durumun ortaya çıkabildiğidir. İletişim Fakültelerinde okurken, nasıl yorum yapılacağı, yayıncılıkta nelere dikkat edileceği, mahremiyet kavramının ne olduğu öğretilmesinin yeterli olmadığı ve daha fazla kazanç sağlamak ve ünlenmek için her yolun mübah olabileceği, bu amaçla da kişinin hak ve özgürlüklerine dahi hakaret edilebileceği gibi bir deformasyon içine girilebilmektedir.

Toplantılarda iki ayrı iletişim elemanı görüşü ortaya çıktı. Eski kuşak yeni teknolojilere ürkek ve belki de korkak yaklaşan bir durum sergilerken, diğer yeni kuşak ise sosyal ve teknolojinin bir arakesitinin olması gerekliliğini dile getirdi. Örneğin CNN Türk, bir haberi merkeze ileten eleman profilini çizerken, teknolojiyi kullanabilen, hızlı kurgulanmış haber gönderebilen ve bu gelişmeleri artık birkaç işi aynı anda yapabilen elemanlara iş alanlarının açıldığını belirtti.

İletişim kongresinde yeni teknolojiler konusunda verdiğim bildiri ve Fırat Üniversitesi’ndeki çalışmalar ilgiyle izlendi ve oturum sonrasında birçok genç iletişimci üniversitemiz hakkında bilgi edinmek için benimle görüşmeler yaptılar. Sonuçta henüz öğrencisi olmamasına karşın, İletişim Fakültemiz bu kongrede kendinden çok söz ettirdi ve yeterli tanıtımı yapıldı.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

3984 Sayili Kanun Değişikliği

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr
avarol@elaziz.net

3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşları ve Yayınları Hakkındaki Kanun geçenlerde mecliste görüşülmeye başladı. Bu yazıyı kaleme aldığımda görüşmeler bir hafta sonraya ertelenmişti. Ancak kanun görüşüldüğünde, birçok yerden tepkiler de yükselmeye başladı.

Yerel radyo ve televizyon şirket sahipleri tasarıdan memnun kalmadıklarını yaptıkları açık oturum ve toplantılarla dile getiriyorlardı. İletişim Fakülteleri de tasarıdan memnun olmadıklarını belirtiyorlardı. Çünkü tasarıda üniversitelere gene yayın hakkı verilmek istenmiyordu. Oysa İletişim Fakülteleri bu sahada eleman yetiştiren fakültelerdir. Uygulama yapmadan bu sahada başarılı insan yetiştirmek mümkün olabilir mi?

“Bazı kesimlerin fakülteler kapalı devre yayın yaparak uygulama yapsınlar” biçimindeki sözleri de ciddiyetsizlik örneğidir. Bu teklif bir odada ev halkına karşı bir konferans provası yapmak isteyeni bana hatırlatıyor. Bu provayı ev halkı önünde yapan kişi, karşısında yüzlerce katılımcıyı gördüğünde aynı rahatlığı ve başarıyı sergilemesi beklenebilir mi?

İletişim Fakülteleri gerçek anlamda yayın yapmak zorundadırlar. Halen Türkiye’de mevcut toplam 18 İletişim Fakültesinin tüm öğretim elemanları bu gerçeği vurguluyor ve ısrarla savunuyorlarsa, kanun değişikliği teklifini hazırlayanlar bu uzmanların önerilerini dikkate almalıdırlar diye düşünüyorum.

Bu konuda bir yıldan daha uzun bir süredir tüm iletişim fakülteleri belirli aralıklarla toplantılar yaparak teklifler hazırladılar ve ilgili değişiklik önerilerini mecliste bu tasarıyı hazırlayanlara dahi gönderdiler. Her platformda kendilerine yayın hakkı verilmesinin yararlarını anlatan İletişim Fakültelerinin öğretim elemanları, politikacılar tarafından kendi görüşlerine hiç değer verilmemesini de, bazı politikacılarımızın eğitimdeki devrim nitelikli değişiklikleri anlayamadıkları yorumuna neden oluyor.

Hazırladıkları 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluşu ve Yayınları hakkındaki kanunun, yeni tekeleşmelere neden olabileceğini görmezlikten gelmek mümkün mü? Mevcut tasarısı yasallaşırsa, Türk medyası birkaç kişinin avucunda biçimlenecek ve bazı medya patronlarının daha da güçlenmesini ve adeta rakipsizleşmelerini sağlayacak.

RTÜK’de bu yasadan memnun değiller ve endişeliler. O halde bu yasa değişikliği ulusal yayın yapan sadece birkaç yayın organı için mi değiştirilmek isteniyor? Üniversitelerimizin uzaktan eğitim yapmalarının önemli bir parçası olan televizyon ve radyo üzerinden eğitim yapabilmeleri için tüm yollar açılmalıdır. Matbaanın ülkemize 300 yıl sonra girmesinin faturasını bu ülke çok pahalı ödemiştir. Aynı hatayı üniversitelerin radyo ve televizyon kurmalarını engelleyerek tekrarlamamalıyız.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Ödül Töreni

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr
avarol@elaziz.net

1 Haziran 2001 günü Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti, başarılı bazı medya çalışanlarına ödül verecek. Her yıl bu tür faaliyetler sürdürülüyor. Geçen yıl bu ödül törenini Fırat Üniversitesi İletişim Fakültesi ve Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti birlikte düzenlemiş ve tören büyük yankı uyandırmıştı.

Üzülerek belirtmek gerekir ki Elazığ gibi küçük bir ilde iki ayrı gazeteciler cemiyetinin olması, Elazığlılar olarak bir araya gelme ve birlikte çalışmada kendimizi aşamamamızdan kaynaklanıyor. Elazığ dışındaki Elazığlılar bir araya gelip iyi kötü birlikte hareket edebilirken, aynı manzarayı Elazığ’da gösteremiyoruz. Nedeni açık, her kes en büyük benim sevdasında. Oysa birlikten güç doğduğunu, nedense tünden unutuyoruz.

Elazığ’da medyamız ikiye bölünmüş durumda. Bölünmenin temeline baktığımızda ceviz kabuğunu doldurmayan nedenlerin yattığı görülür. İnsanlar biri birini sevmek zorunda değildirler. Ancak toplum hak ve menfaatleri söz konusu olduğunda bir araya gelmeyi bilmeli ve birlikte hareket edebilmelidirler.

Bu tür faaliyetlerde bir konsensüs sağlanmalı ve müşterek çalışmalar yapılabilmelidir. Benim gönlümde yatan ikinci bir cemiyet kurmak yerine demokratik kuralların işlerlik kazandığı, fikirlerin serbestçe tartışılabildiği, gerektiğinde münakaşa dahi edilebildiği ama o ortamdan çıkıldığında ise kol kola girilebildiği bir ortamdır. Bu durum sağlanabildiği takdirde çok güzel faaliyetler sürdürülebilir.

Bu ödül törenine İletişim Fakültesi olarak herhangi bir katkımız bulunmamaktadır. Ancak davetlerine katılacağım. Elazığ Gazeteciler Cemiyeti bir faaliyet düzenlese ve davet ederlerse oraya da katılırım. Çünkü kişisel sürtüşmelerin ön plana çıkartılması ve ona göre davranılmasını yanlış buluyorum.

Ödül töreninde Elazığ Gazeteciler Cemiyeti bir sürpriz yapıp ödül törenine katılması, büyük olay ve yeni bir sürecin başlangıcı olur. Bu güzelliği yaşamak için birilerinin önderlik etmesi ve özverili davranmasını bekliyorum. Çünkü yarın bir grup daha cemiyetlerden bir vesile ile ayrılıp yeni bir cemiyet kurmaya kalkarsa, bu iş nereye varır?

Ulusal düzeyde yapılan ödül törenlerinde Türkiye’de politik olguların göz önüne alındığını hep birlikte yaşıyoruz. Bakıyorsunuz Türk medyasında bir sanatçı ödül alabilirken, çok daha başarılı diğer bir sanatçının yüzüne dahi bakılmıyor. Temelinde politik tasarrufların yattığı durumlar olabiliyor. Oysa verilen ödüller sanatçının politik görüşüne değil, yaptığı esere verilmeli? Bu yanlışlığı düzeltmek, mevcut yapı içerisinde imkansız gibi görülüyor.

Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyetinin ödülüne layık görülenleri kutlar, bundan sonraki yıllarda ödül törenlerinin daha seçici olacağını ümit ederim.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Ertürk Yöndem Dobra Dobra

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

14 Nisan 2001 tarihinde Öğretmenevinde “Kurultaya Doğru Paneli yapıldı. Paneli Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bedrettin Keleştimur yönetti. Panelistler ise Vali Yardımcısı Erdoğan Bektaş ve TRT’den Ertürk Yöndem idi.

Bedrettin Keleştimur bugüne kadar yapılan çalışmaları özetledi. 8 Kasım 2000 de Kurultay Çalışmalarının start aldığını, Ankara’da bir toplantı yaptıklarını ve çalışmaların geldiği noktayı anlattı.

Vali Yardımcısı Erdoğan Bektaş ise 1970’li yılların Elazığ’ından kesitler verdiği konuşmasını, 1974 yılında elektrik üretimine geçilen Keban Barajına getirdi ve o dönemlerdeki ekonomik potansiyeli vurguladı. Urfa ve Malatya illeri gelişirken, aynı gelişmeyi Elazığ’da göremediğini belirtti. Kurultay çalışmalarında Bedrettin Keleştimur ile M. Şener Bulut’un katkılarından övgüyle söz eden Sayın Erdoğan, 1 Haziranda yapılacak Kurultay’ın önemine değindi.

Panelin diğer konuşmacısı ise TRT’de yaptığı “Perde Arkası” Programının yapımcısı Ertürk Yöndem idi. Kendisinin 31 yıldan beri zaman zaman bu ile geldiğini, Elazığ’da bu kurultay sayesinde güneşin bir başka şekilde doğacağını şimdiden görür olduğunu, bu kurultaya destek vermek amacıyla ekibiyle geldiğini ve diğer ulusal basın mensuplarının nerede olduğunu yargıladı.
Türk basınının ulusal kimliğini kaybettiğini, eğer öyle olmasaydı bu kurultayı desteklemek için burada olmaları gerektiğini belirten Yöndem, basının desteği sonrasında bu kurultayın daha da güçleneceğini söyledi.

Fransa’da yapılan Paris Saint Germain ile Galatasaray maçında Türklerin dövüldüğünü, ancak Fransız televizyonunun bu görüntüleri yayınlamayarak Fransız milliyetçiliğini nasıl koruduğunu, oysa bizlerin Galatasaray ile Leeds United taraftarlarının İstanbul’da kavgasını defalarca vererek halkımızı Avrupa karşısında nasıl jurnalladığımızın ve itibarlarını düşürdüğümüzün örneklerini verdi. Geçen yıllarda turizmimizi baltalamak için de gene ayaklı bombalardan bahsedenin kendi basınımız olduğunu ve dolayısıyla gelmek isteyen turistleri caydırdığımızı söyledi. Kurultayın başarılı olabilmesi için basın ağalarının Elazığ’a çağrılmasının şart olduğunu, kamuoyu yayıncılığı, bu bölgenin insanı ve özellikle de Türk kimliği için destek vereceklerini belirtti.

Ancak maalesef Elazığ’da Kurultayın yapılacağı tarihin hemen akabinde (5-8 Haziran 2001), İzmir’de “2001 Türkiye İktisat Kongresi” düzenleniyor. Bakanları ve DPT’si orada olacağı muhakkak. O kongrenin hemen öncesinde ilgilileri Elazığ’a getirmek zor olabilir. Ama Elazığ’lılar olarak bizler mutlaka İzmir’e gidip, çalışmalarımızı tanıtmalıyız diye düşünüyorum.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ