Medya ve Dil

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

3 Mayıs günü Fırat Üniversitesinde Medya ve Dil paneli yapıldı. Prof. Dr. Esma Şimşek’in oturum başkanlığını yürüttüğü panele, konuşmacı olarak Selçuk Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saim Sakaoğlu ile TRT sunucusu Zafer Kiraz katıldılar. Medyada sunucuların Türkçemizi nasıl yanlış kullandıkları ile ilgili çok çarpıcı örnekler verdiler. Cadde ve sokaklarda tabelalardaki İngilizce ve Türkçe karışımı kelimelerin oluşturduğu kirliliği dile getirdiler.

Verilen örnekler arasında TOPROCK kelimesi dikkatimi çekti. Tabelada aslında TOPRAK denilmeye çalışılıyor. Ancak İngilizce TOP=Üst ve ROCK=Kaya bir araya getirilerek, sözde iki dile hitap eden uyduruk bir sözcük türetilmiş. Buna benzer diğer bir örneği de BEST VAN kelimelerinde görüyoruz. Bu kelimeler Van’daki bir otobüs şirketinin ismi. BEST=İngilizcede “en iyi” anlamındadır. “Van” ile ise İngilizcedeki “bir” anlamına gelen ONE’ın yerine kullanılmış.

Prof. Dr. Esma Şimşek’in Eurovision yarışmalarında ülkemizden katılan pop şarkıcıların neden genelde İngilizce ve bazen de içerisinde birkaç kelime Türkçe bulunan şarkı sözleri ile katıldıkları eleştirisine, ben de katılıyorum. Yarışmalara İngilizce katılmakla belki üst sıralara tırmanabiliyoruz. Ancak dilimizi de uluslararası yarışmalarda kullanmamakla, diğer ülkelerin dilimizi kullandırmama emellerine farkında olmadan destek veriyoruz. Dilimizi kullanmayarak ya da içine yabancı kelimelerin serpiştirildiği cümleler kurarak, dilimizin bozulmasına katkı sağlamış olmuyor muyuz?

Kendi öz dillerini kullanma bağlamında iki ülkeyi çok milliyetçi görüyorum. Fransız ve Almanlar çok iyi İngilizce bilmelerine karşın, toplantılarda kendi dillerini kullanmayı tercih etmektedirler. Hatta bununla ilgili bir anım da var. 1977 yılında Elazığ’daki Sun-Ova Yağ (şu andaki ismi Karadeniz Birlik) Fabrikasında montör mühendis ve tercüman olarak çalışıyordum. Biri Belçikalı ve diğer ise Fransız olan iki mühendisle birlikte montaj işlerini yapıyorduk. Belçikalı ve ismi Eric olan mühendis ile Almanca konuşuyorduk. Fransız mühendis ise çok iyi İngilizce bilmesine karşın, İngilizce konuşmak yerine benim Fransızca öğrenmemi istiyordu. Tek kelime Fransızca bilmiyordum ve beni Fransızca öğrenmeye mecbur tutuyordu.
Yerel gazetelerimizde Türkçe dil bilgisi kurallarına uyulmadığına veya farkına varılmadan birçok yanlış kelimenin kullanıldığına sıkça rastlıyoruz. “Haberi olmaması” anlamına gelen “Bihaber” yerine “Birhaber” yazıldığı durumlar oluyor. Bu yanlışlıkların yapılmasının nedeni, gazeteyi yayına hazırlayan çalışanların eğitim düzeylerinin yeterli olmaması, ya da yazılanların okunmadan gazetenin baskıya gönderilmesidir.

TRT sunucusu Zafer Kiraz’ın ilköğretimden yüksek öğretimin sonuna kadar her kademede diksiyon derslerinin okutulması görüşüne ben de katılıyorum. Maalesef yerel şiveler ve kelime vurgularını gerektiği yerde yapamadığımız için, bazen konuştuklarımız anlaşılmayabiliyor. Türkçemizi korumak ve mümkün olduğunca yabancı kelimelerden arınmış bir Türkçe kullanılmasını sağlamak için herkesin gayret göstermesi gerekir. Aksi takdirde dilimiz günden güne yozlaşacak ve kuşaklar arasında anlaşma çok daha zor olabilecektir.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

NTV Gündemdekiler Programı ve Üniversite Radyo-Televizyonları

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

11 Nisan 2010 tarihinde NTV Televizyonunda saat 19.10 başlayan ve Murat Birsel’in sunduğu “Gündemdekiler” programında, Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından hazırlanan “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” tartışılıyordu. Programın konukları ise RTÜK üyeleri Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu ve Hülya Alp ile Galatasaray İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu idi. Konu Fırat, Selçuk, Erciyes, Atatürk ve diğer bazı Üniversiteleri yakından ilgilendiriyordu. Çünkü üniversite radyo ve televizyonlarının geleceği doğrudan bu kanuna bağlı olarak değişecek!

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bu tasarı aynen yasallaştığı takdirde, üniversite radyo ve televizyonlarının kapatılması gerekiyor. Yeni taslak üniversitelerin karasal yayın yapmasını engelliyor. Oysa Fırat Televizyonu 19 yıldır yayın hayatı ile Elazığ kamuoyunun gündemini oluşturabiliyor ve en önemlisi de Fırat Üniversitesi iletişim Fakültesi öğrencilerinin uygulama alanını oluşturuyor. Diğer taraftan Selçuk Üniversitesi televizyonu 1998’den, Erciyes Üniversite televizyonu 2002’den ve Atatürk Üniversitesi televizyonu ise 2008’den beri yayın yaptıkları kentlerdeki halkın haber alma hürriyetlerine katkı sağlamakta, üniversite içi bilimsel faaliyetleri kamuoyuna canlı aktararak, vatandaşın bilgi dağarcıklarını geliştirmelerine hizmet vermektedirler. Hacettepe, Gazi ve diğer üniversite radyoları da kamuoyu adına önemli bir misyonu yerine getirmektedirler.

Sorularımı “Gündemdekiler” programına elektronik posta yolu ile program yapımcısı Murat Birsel ve konuklarına ilettim. Hatta programa canlı bağlanmak da istedim. Ancak programın formatı gereği, sorular kendilerine yazılı iletilebiliyormuş.

Kendilerine, üniversite televizyonlarının karasal yayın yapmasına neden karşı çıkıldığını ve iletişim fakültelerine 3984 sayılı kanunla verilen yayın yapma hakkının yeni tasarı ile neden geri alınmak istendiğini sordum. Benim yönelttiğim sorulara, RTÜK üyesi ve aynı zamanda hemşehrimiz olan Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu cevap verdi. Verdiği cevabı aynen aktarıyorum.

“Sayın Asaf Varol, kendisi İletişim Fakülteleri Dekanları Yürütme Kurulu Başkanı, iletişim fakültelerinin televizyon yayınları ile ilgili yazmış. Bayağı da uzun birşey. Bunlar (iletişim fakülteleri televizyonları) kapanmayacak, herhangi bir endişeye gerek yok. İletişim fakülteleri kendi öğrencilerine yönelik çalışmalar yapıyor. Fırat TV de öyle, biliyorum. Yani uzun yıllar çalışan bir TV. Bu konuda herhangi bir kaygıya gerek yok ve bu konuda gereken önlemler alınacak. Sadece demin de ben arz ettim. Anayasanın 133 üncü maddesi gereği, yasal gerek olarak, TRT üzerinden frekanslar veriliyor, fakat bunların müktesep haklarına, kazanılmış haklarına asla bir zeval gelecek değil! Asla hiçbir zarar gelmeyecek, İletişim Fakültelerinin televizyon veya radyolarına… Herhangi bir endişe gerek yok. (Asaf Varol) telefonla bağlanmak da istiyormuş. Bize bu yazıları geldi ve ben kendileri ile görüşmüştüm.”

Sayın Fendoğlu’nun verdiği cevap iletişim fakültelerinin karasal ortamda televizyon ya da radyo yayınları yapması isteğine maalesef cevap vermiyor. Çünkü, taslakta “Kamu kurumlarının ikaz ve duyuru maksadıyla karasal radyo veya televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları halinde; bu talepler yapacakları protokol çerçevesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan hizmet alınarak karşılanır. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu haricindeki kamu kurumlarına kanal veya frekans tahsisi yapılmaz.” ifadesi yer almaktadır. Yani üniversite televizyonları TRT’nin bir kanalı üzerinden zaman paylaşımlı ve sadece ikaz ya da duyuru bağlamında yayın yapabilecekler. En iyimser tahminle diyelim ki Fırat TV’ye hergün 1 saat yayın yapma hakkı tanınacak. Üstelik bu yayın hizmet alma şeklinde yapılabilecek. Kimbilir bu 1 saatlik yayın için de TRT ne kadar bir ücret talep edecek? Bir de sadece ikaz ya da duyuru için hergün yayın yapılır mı? Bu maddenin meteorolojinin hava tahminleri ile ilgili ikaz ve duyurları için düşünüldüğü anlaşılıyor!

Radyo Fırat (89.2) ile Fırat TV ve diğer üniversite radyo ve televizyonları adım adım kapatılmaya çalışılıyor. 19 yıllık bir geçmişi olan FIRAT TV ve diğer Üniversite televiyonlarına (Selçuk, Erciyes, Atatürk üniversiteleri) verilen emeklerinin tümü heba ediliyor. İletişim Fakültelerimizin radyo ve televizyon birimleri kapatılarak öğrencileri aç bırakılıyor! RTÜK’ün üniversite radyo ve televizyonlarını kapatarak, neyi amaçladığını anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. Birileri tasarıya bir madde ekliyor, ama kimse o maddenin gerekçesini sorgulayamıyor ya da kapatılmaya karşı RTÜK tarafından verilen cevaplar, tatminkar olmaktan çok uzak kalabiliyor!

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Turan Gazetesinden Kanal 9’a

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

Yasama, yargı ve yürütme olarak adlandırılan kuvvetler ayrılığına, dördüncü kuvvet olarak medya da katılmış oldu. Son günlerde silahlı kuvvetlerin komuta kademesindeki bazı subaylarının 2003’lü yıllarda darbe hazırlıkları yaptığı iddia edilmektedir. Taraflı medyaya paralel olarak vatandaşlar da bölünmüş durumda. Hangi guruba ait medyanın doğru söylediği konusunda vatandaş tereddütler yaşıyor. Bir döneme damgasını vurmuş paşalar, şu günlerde çok ağır suçlamalarla yargı önüne çıkarılıyor. Toplum ise bu gelişmeleri hayretle takip ediyor ve sonucunun nereye varacağını merakla bekliyor.

26 Şubat günü Kanal E Televizyonunda Zakir Özbey tarafından sunulan “Nereden Başlasak” programına, Anadolu İletişim Meslek Lisesi Müdürü Ali Canpolat; eskiden Kanal E’de spor programları ile tanıdığımız ve iki aydan beri de Kanal 23’de programlar yapan İbrahim Menegiç ve bendeniz konuk olarak katılmıştık. “Kitlesel İletişimi” ele aldığımız programda dünden bugüne Elazığ’da medyanın gelişimini, sorunlarını, geleceğini ve Türkiye’de son aylarda medya gündemine oturan konuları tartıştık.

Tarih 1 Mayıs 1930. Elazığ’da İmtiyaz sahipliğini rahmetli İhsan’ın yaptığı “TURAN” adı ile bir gazete yayın hayatına başlıyor. Gazetenin ilk sayfasında bir teşekkür yazısı dikkatimi çekti. “Gazetemizin intişarına ait müsaadeyi almak üzre vukubulan müracaatımıza ciddi alaka delaletlerini esirgemeyen Valimiz Nizamettin Beyefendiye alenen teşekkür ederiz” ifadeleri yer alıyor. Aradan 79 yıl geçmiş. Elazığ bugün yazılı ve görsel medyada belirli bir seviyeye gelmişse, bu gelişmelerin meşalesinin 1931 yılında atıldığını söyleyebiliriz.
Bugün Elazığ’da görsel ve yazılı medya bağlamında önemli kuruluşlar bulunuyor. İlk yerel üniversite televizyonu Fırat TV ile yerel görsel medyaya geçiş 1991’li yıllara dayanmaktadır. Akabinde Kanal E ve Kanal 23 yayın hayatlarına başladı. Onu aşkın radyo 24 saat yayın yapıyor. Yazılı basın alanında da çok önemli gelişmeler oldu. Artık yerel olmalarına karşın, İnternet üzerinden yayınlandıkları için de yaygın yazılı basın bağlamında Günışığı, Ayışığı, Elazığ Birlik, Fırat, Günebakış, Nurhak, Turan, Uluova, Yeni Ufuk, Yeniçağ, el-aziz, Elazığ Net Haber adı ile yerel gazetelerimiz bulunuyor. Yayın hayatına başlayıp da bir süre sonra kapanan gazetelerimiz olsun istemiyoruz. Bu gazetelerin süreklilik arz etmesini arzu ediyoruz.

Geçen Pazar günü Kanal 9 televizyonu sayesinde Van Belediyespor ile Elazığspor futbol karşılaşmasını canlı seyrettik. Daha öncede Diskispor Elazığspor maçını canlı vermişlerdi. Elazığ’dan yayın yapan ulusal bir televizyon şirketinin olması, Elazığ’ın medya konusundaki gelişmişliğini ortaya koyuyor. Kanal 9, Kanal 23 ve Kanal E televizyonlarımızda görev alan elemanların bazılarının, bir dönemler Fırat TV’de çalışmış olmaları da eleman yetiştirme bağlamında Türkiye’de TRT’nin yaptığını, Elazığ’da Fırat Üniversitesi Televizyonunun yerine getirdiğinin kanıtıdır.

Ama şu günlerde RTÜK tarafından hazırlanan taslak bir kanun ile üniversite radyo ve televizyonlarının kapatılması amaçlanıyor. Üniversite televizyonlarının kapatılması konusundaki RTÜK’ÜN gerekçeleri çok anlamsız geliyor ve gerçekleri yansıtmıyor. Gerekçeler arasında reklam alma, denetlenememe ve karasal yayında frekans yetmezliği ileri sürülüyor. Fırat TV reklam almıyor, Elazığ’da frekans problemi bulunmuyor. Denetleme konusunda gelince de Türkiye’de 1087 radyo kanalı yayında. 27 ulusal, 16 bölgesel ve 215 yerel olmak üzere toplam 258 televizyon kanalı bulunuyor. Acaba RTÜK kaç yerel televizyonu ve yerel radyoyu bu güne kadar denetleyebildi? Bu yıl içerisinde yerel televizyonları denetlemek için cihazlar gönderiliyor. Bir cihaz da Fırat TV ye gönderilerek denetleme yapılamaz mı? Frekans problemi ileride hiç yaşanmayacaktır. Dijital yayın, frekans bolluğu sunuyor. Nasıl Kanal 9 uydu üzerinden yayın yapıyorsa, benzer şekilde diğer yerel televizyonlarımız da bir gün uyduya çıkabilir ve evlere dağıtımı çanak ve alıcılar üzerinden yapılabilir.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Fırat Televizyonu’nun Geleceği

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

Fırat Televizyonu ülkemizde ilk yerel üniversite televizyonudur. Kuruluşu 1991 yılında Fırat Üniversitesi Araştırma fonuna birkaç arkadaşla birlikte sunduğumuz “Uydu Anteninin Mikrobilgisayarlarla Yönlendirilmesi ve Yayın Aktarımı” konusundaki FÜNAF 56 nolu projeye dayanmaktadır. Bu televizyonun kurulmasını müteakiben uzun yıllar “Genel Koordinatör” olarak bu televizyonun gelişmesi için mücadele eden kişilerin başında geliyorum. Televizyonun kuruluşu süresince Rektör olarak görev yapan Prof. Dr. Eyyüp Günay İsbir ve Prof. Dr. A. Feyzi Bingöl, yönetimsel ve maddi destekler sağlayarak, bu televizyonun gelişmesini tamamlama sürecine çok büyük katkılar sağlamışlardır.

Televizyonu kurduğumuzda yasal bir dayanağımız bulunmamaktaydı. 1994 de çıkan 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun da maalesef üniversite televizyonlarının yayın yapmasına müsaade etmiyordu. Yasal bir dayanaktan yoksun bir şekilde 2002 yılına kadar yayınlarımızı sürdürdüğümüz dönemlerde, birçok defa savcılar karşısında yasalara muhalefetten ifadeler vermiştik.

2000 yılından itibaren İletişim Fakülteleri Dekanları Platformunu oluşturmuş ve üniversite televizyonlarına ve radyolarına hürriyet sağlamak için dekanlar olarak mücadeye başlamıştık. Bu mücade sonucunda kanunun değişmesini nihayet 2002 yılında sağlamıştık. Bu değişim sonrasında Fırat Televizyonu ve diğer üniversite televizyonları yasal bir kimlik kazanmışlardır.

Fırat Televizyonunun önderliğini yaptığı üniversite yerel televizyon anlayışını ülke geneline yaymıştır. Fırat televizyonunu örnek alan Selçuk, Erciyes ve Atatürk Üniversiteleri de televizyon yayınlarına başlamışlardır. Diğer birçok üniversitemiz ise radyo yayınları ile dinleyicilerine ulaşmaktadır.

Üniversite televizyonlarının kime ne zararı olduğunu gerçekten merak ediyorum! İşte Fırat Televizyonu ortada, tam 17 yıldır yayın yapıyor. Üniversitedeki birçok sosyal ve kültürel faailyeti Elazığ halkı ile paylaşıyor. Önemli etkinlikleri canlı vererek üniversite ile haklın işbirliğine zemin hazırlıyor. Fırat Üniversitesi Radyosu da Elazığ ve çevresine yayınlar yaparak, vatandaşın müzik gereksinimini karşılıyor ve radyoda sohbetler yapılarak halk ile bütünleşme sağlanıyor. Diğer üniversite televizyonları ve radyoları da aynı görevleri başarı ile sürdürüyor.

Ama birileri rahat durmuyor. İlla da üniversitelere ait medya organlarını kapatmak için çırpınıp duruyor. Bu girişimlerin sonucunda da mevcut yasanın değişimi isteniyor. RTÜK şu günlerde yeni bir yasa taslağı hazırladı. Adı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” olan bu teklifin Frekans planlaması ve tahsis başlıklı 37 inci maddesinde “Kamu kurumlarının ikaz ve duyuru maksadıyla karasal radyo veya televizyon yayını yapma talebinde bulunmaları halinde; bu talepler yapacakları protokol çerçevesinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumundan hizmet alınarak karşılanır. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu haricindeki kamu kurumlarına kanal veya frekans tahsisi yapılmaz.” denilerek, üniversite radyo ve televizyonları engellenmek isteniyor.

Dönemin Fırat Televizyon yöneticileri ve 2000 yılından sonra da iletişim fakülteleri dekanları olarak hürriyetimizi elde etmek için tam 8 yıl mücadele vermiştik. Yani bir bedel ödemiştik. Elde ettiğimiz hakları şimdi geri almak istiyorlar. Buna seyirci kalmamızı kimse beklememelidir!

Üniversitelerimizin birçoğu uzaktan eğitim yapmakta ve bu amaçla radyo ve televizyon birimlerini kullanmaktadırlar. Teknolojik gelişmeler yeni eğitim ortamlarını sunarken ve de üniversiteler bu teknolojiler üzerinden yeni eğitim ve öğretim yöntemlerini kullanmaya yönelirken, birileri ise üniversite yayın organlarını engelleyerek, uzaktan eğitim ve öğretimi durdurmak istemelerinin hiçbir savunulacak yönü bulunmamaktadır.

Başta Fırat Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. A. Feyzi Bingöl olmak üzere, tüm iletişim fakülteleri dekanları bu yasa değişikliğine karşı çıkmaktadır. Bakanımız Sayın Prof. Dr. Mehmet Aydın da geçenlerde Elazığ’a geldiğinde konuyu kendilerine iletmiş ve kendilerinden destek sözü almıştık.

Hemşehrimiz ve aynı zamanda RTÜK üyesi Sayın Prof. Dr. Hasan Tahsin Fendoğlu’na da Fırat Televizyonu haklarını korumak bağlamında desteklerini beklediğimizi beyan ediyoruz. Sayın Fendoğlu bulunduğu görev gereği, bu konuda söz sahibi üyelerden birisidir bu yüzden de sorunumuza el atmasını ve çağdaş teknolojileri kullanarak, yıllardan beri yaptığımız uzaktan eğitim faaliyetlerimize destek olmasını isityoruz. Bu nedenle de yeni taslak kanundaki 37 inci maddenin 4 üncü maddesinin mevcut halinin değiştirilmesine katkı beklediğimizi, iletişim fakülteleri dekanları yürütme kurulu adına kendilerinden istirham ediyoruz.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Sunucuların Türkçe Kelime Hataları

Prof. Dr. Asaf Varol
avarol@firat.edu.tr

Özellikle yerel görsel medyada görev alan bazı sunucular ve programcılar, yayın süresince birçok hatayı üst üste yapabiliyorlar. Bazen o kadar basit cümlelerde hatalar yapıyorlar ki, gayri ihtiyari tepki vermek zorunda kalıyorsunuz ve sunucuya dönerek “Seni ekran önüne çıkaranlara yazıklar olsun” demekten kendinizi alamayabiliyorsunuz. Medyada görev yapan birçok sunucu ve programcının hizmet içi eğitimden geçirilmesi gerekir. Çünkü bazıları kullandıkları kelimelerin eminim ki anlamlarını tam bilmiyorlar.

Sunucu, “Üniversitedeki personellerle yapılan görüşmelerde…” diye başlıyor cümlesine. Personel kelimesinin kendisi zaten çoğul olup “ler” eki almaz. “Personel” kelimesinin kendisi birden fazla kişiye karşılık gelmektedir. O nedenle cümlenin hiçbir yerinde “personeller “ diye kullanılmamalıdır. Bir hizmet veya kuruluşun görevlilerine, bir iş yerinde çalışanların tümüne personel denilmektedir.

“Haiz” kelimesinin kullanılmasında da sık sık hatalar yapılır. Haiz kelimesi ismin i-halini alır. Yani akuzatif halidir. “Bilgisayar kullanabilen niteliklere haiz eleman aranıyor” cümlesinde, “nitelikleri” kullanılması gerekir. Bu kelime maalesef üniversitelerdeki yazışmalarda da yanlış kullanılabilmektedir. “Osmanlı tabiiyetini haiz Müslim diye, yol tezkeresi doldururlardı.” Dikkat edilirse bu cümlede “tabiiyetine” değil “tabiiyetini” kelimesi kullanılmıştır ve ismin i-halinin kullanılması doğrudur.

Mürettebat kelimesi de yanlış kullanılan kelimeler arasında yer almaktadır. Örneğin bir uçak kazası sonrasında, sunucu “5 mürettebat” hayatını kaybetti diyerek, yanlış cümle kurmaktadır. Mürettebat kelimesi de birden fazla kişiyi temsil eder. Uçak mürettebatı denildiğinde, bir grup insandan söz edilmektedir. Pilot, yardımcı pilot, teknik eleman, hostesler; bir uçağın mürettebatını oluşturmaktadır. “5 kişiden oluşan mürettebat” kelimesi doğrudur. “Mürettebattan 3 kişi öldü” cümlesi de doğrudur. Ancak, “3 mürettebat öldü” cümlesi yanlıştır. Gemi, uçak vb taşıtlardaki görevlilerin tümü, mürettebatı oluşturmaktadır.

“Davete icap etmediğiniz takdirde, gıyabınızda karar verilecektir” cümlesinde kullanılan “Davete icap etmediğiniz..” ifadesi yanlıştır. Doğrusu “Davete icabet etmediğiniz…” olmalıdır. “İcabet etmek”, “çağrı üzerine gitmek” anlamına gelmektedir. Oysa “icap etmek”, “gerekmek” manasındadır.

Türkçe yazım kurallarında da birçok hataların yapıldığını görürüz. Özellikle dahi anlamına gelen “de”, “da” ekleri genelde yanlış kullanılır. Örneğin “İzmir içinde kırmızı alarm verildi” cümlesinden şu anlam çıkarılmalıdır. İzmir kenti sınırları içinde kırmızı alarm verilmiştir. Ancak “için de” ayrı yazılmışsa, anlam değişmektedir. Başka bir kent için önceden kırmızı alarm verilmiş ve şimdi de İzmir için kırmızı alarm verildiği anlaşılmalıdır. Görüldüğü üzere “de”nin bitişik veya ayrı yazılması, anlamı değiştirebilmektedir.

“Hakan’ın Türkçe’si zayıf” cümlesindeki, “si”nin tırnakla ayrılması yanlıştır. Doğrusu “Türkçesi” olmalıdır. “Medya okur-yazarlığı” ifadesinde okur yazar arasına tırnak işareti koymak yanlıştır. Doğrusu okuryazar olmalıdır. Yani bitişik yazılır. “Uluslararası” bitişik yazılması gerekirken, çoğu kez ayrı yazıldığını görürüz.

Görüldüğü üzere Türkçe yazım kurallarını dahi tam bilmiyoruz ve üstelik bu tür yanlış cümleler, üniversiteler tarafından yazılan resmi yazışmalarda da karşımıza çıkabiliyor. Türkçe yazım kurallarını öğrenmek zor bir olay değildir. İnternet’te Türk Dil Kurumu sayfasına gidilerek, yazım kuralları kolayca görülebilir.

Sunucular uzun cümleler kurarak ifadelerin anlamlarını bozabiliyorlar. Bu nedenle kısa cümleleri tercih etmeli ve kelimeleri yanlış kullanmamak için azami gayret göstermelidirler. Diksiyon dersleri alarak Türkçe’yi düzgün konuşmak için çabalamalıdırlar, çünkü görsel medya araçları evlerimizin içindedir ve çocuklarımız bu tür araçlardan çok etkilenmektedirler.

YAZIYI İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ